Zamansız
"ölümün çaresizliği ve yaşamın anlamsızlığı karşısında gözüm hep zamanda oldu"
Çocukluğumdan beri saatlere olan takıntımın nedenini bir türlü çözemezdim. Çözemediğim gibi çareyi saat takmamakta buldum. Otuzlarımda ise Latife Tekin’in kitabında bu cümleye rastladım. “Ölümün çaresizliği ve yaşamın anlamsızlığı karşısında gözüm hep zamanda oldu.”
Ne zaman koluma saat taksam tek yaptığım zamanın geçişini izlemek olurdu. Gittiğim yerlerden ne zaman çıkacağımı öğrenmek isterdim. Bir işim olduğundan değil. Bitiş saatini bilmek istediğimden. Cümleyi tekrar tekrar okudukça başlamanın ve bitişin anlamsızlığı daha çok yer etti kafamda. Sona olan merakım netleşti.
Her başladığım kitapta sonu, her izlediğim filmde bitişi. Her başladığım ilişkide de ayrılığı düşündüm. Sonlar başlangıçtan daha çok ilgimi çekti hep. Bitişi bilmek yolculuğu daha rahat kıldı.
Şimdi kendime şunu soruyorum. Sonunu bildiğim bir cümlenin ortasında olmak mı yoksa hiç bilmediğim bir cümlenin başında olmak mı?

